ahmed arif

diyarbakır doğumlu, kürt şair ve gazeteci. (bkz:hasretinden prangalar eskittim)
gözlerinden öperim canım
en çok da burnundan
gülme, ciddi söylüyorum
yarı parçan.
"ve hep olmayacak şeyler kurarım. gülünç, acemi, çocuksu"
canım benim,

bilir misin, 'canım' dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep.
"şimdi burada güzel bir şafak.
gene uykusuz, mutsuz, tedirginim.
sana yazmak, yazmak, yazmak istiyorum..
seni bütün şafaklarda, evrenlerin o ıssız ihanet saatinde öperim.
ve sen geçersin içimden.
bitmek bilmezsin.."
tanrıların beni kandırabilmelerini isterdim yahut ölümün anlamlı bir nen olmasını. oldum olası idealist değilim. materyalist felsefe çok şeyler verdi ama doyurmuş, kandırmış değil beni. ya sen olmasaydın! büsbütün iğrenç bulacaktım evreni. saçmalamıyorum ya? seninle, yüzyılların hayvan ötesi tutukluğuna ve donan insan düşüncesine bir can, bir haysiyet verebiliriz gibime geliyor. yalansız, riyasız, çıkarsız bir haysiyet. belki ömrümüz yetmez başarmaya, hiç değilse en zekilere ve teşnelere duyurabiliriz. şimdi birileri olsa "boş ver bu iri lafları, yaşayalım." derdi. yaşamak, burnunu, kulaklarını, gözlerini ve oralarını unutarak yaşaması mümkün mü bizim gibilerin? ben bütün bu -belki de manasız- iç sıkıntılarından senin var olduğunu hatırlayarak sıyrılıyorum. bir pınar, bir dağ suyu gibi dinlendiriyor, kandırıyorsun.
"ay karanlık
maviye,
maviye çalar gözlerin,
yangın mavisine.
rüzgarda asi,
körsem,
senden gayrısına yoksam,
bozuksam,
can benim,
düş benim,
ellere nesi?
haydi gel,
ay karanlık...
itten aç,
yılandan çıplak,
vurgun ve bela
gelip durmuşsam kapına
var mı ki doymazlığım?
ille de ille sevmelerim,
sevmelerim gibisi?
oturmuş yazıcılar
fermanım yazar.
ne olur gel, ay karanlik...
dört yanım puşt zulası,
dost yüzlü,
dost gülücüklü
cigaramdan yanar.
alnım öperler,
suskun, hain, cıyansı.
dört yanım puşt zulası,
dönerim dönerim çıkmaz.
en leylim gecede ölesim tutmuş,
etme gel,
ay karanlik..."
yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
yitirmiş öpücükleri,
payı yok, apansız inen akşamlardan,
bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
seni anlatabilsem seni...
yokluğun, cehennemin öbür adıdır
üşüyorum, kapama gözlerini...
çok seviyorum ama turgutumu uyarım ı cemalimi süreyyamı daha çok seviyorum canım arifçigim seni de çok seviyorum bilir misin sana her canım diyisimde içimden canımın koşup sana geldiğini
içerde
haberin var mı taş duvar?
demir kapı, kör pencere,
yastığım, ranzam, zincirim,
uğruna ölümlere gidip geldiğim,
zulamdaki mahzun resim,
haberin var mi?
görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,
karanfil kokuyor cıgaram
dağlarına bahar gelmiş memleketimin...
  • /
  • 2