nazım hikmet ran

sende; ben, kutba giden bir geminin sergüzeştini,
sende; ben, kumarbaz macerasını keşiflerin,
sende uzaklığı,
sende; ben, imkansızlığı seviyorum.

güneşli bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine
ve kan ter içinde, aç ve öfkeli,
ve bir avcı iştahıyla etini dişlemek senin.

sende, ben, imkansızlığı seviyorum,
fakat asla ümitsizliği değil...
hoşgeldin kadınım benim, hoşgeldin.
ben içeri düştüğümden beri
güneşin etrafında on kere döndü dünya.
ona sorarsanız:
"lafı bile edilmez,
mikroskobik bir zaman."
bana sorarsanız:
"on senesi ömrümün."
''ve kadın...
ışığıyla, neşesiyle,
kahkahasıyla başınızı döndürebiliyorsa...
gözleri gözlerinizi okuyorsa...
sevincinizi, hüznünüzü paylaşabiliyorsa...
işte "o kadın" sizin şarabınızdır...''
tahir olmak da ayıp değil,
zühre olmak da..
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş,tahirle zühre olabilmekte,
yani yürekte..
meselâ,bir barikatta dövüşerek
meselâ,kuzey kutbunu keşfe giderken,
meselâ denerken damarlarında bir serumu,
ölmek ayıp olur mu?
tahir olmak da ayıp değil,zühre olmak da..
hattâ sevda yüzünden,ölmek de ayıp değil.
seversin dünyayı doludizgin,
ama o bunun farkında değildir.
ayrılmak istemezsin dünyadan,
ama o senden ayrılacak.
yani sen elmayı seviyorsun diye,
elmanın da seni sevmesi şart mı?
yani tahir'i zühre sevmeseydi,artık
yahut hiç sevmeseydi,
tahir ne kaybederdi tahir'liğinden?
tahir olmak da ayıp değil,zühre olmak da..
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil..
" güzel günler göreceğiz güneşli günler..."
haziranda ölmek zor...dedirtmişti hasan hüseyin’e. minnetle...özlemle...
  • /
  • 3