polyglot

Durum: 9 - 0 - 0 - 0 - 24.07.2020 05:36

Puan: 57 - öğrenci

5 ay önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

Çok geç kitaplara tutulan biri işte...

la casa de papel

mükemmel bir şekilde giderken ortaya çıkan aşk üçgenleri ve saçma aksiyon sahneleri ile türk filmi tadı vermeye başlayan dizinin nereye varacağını merak ediyorum.ilk iki sezonda nehir misali akan senaryonun gücünü ve yaratıcılığını soluksuz bir şekilde izlerken iliklerime kadar hissetmiştim.profesöre değil de senariste aşık olmuştum resmen.başta berlin bana itici gelirken şimdi tokyo’nun vurdumduymazlığına dayanamıyorum. dizide çok yakışıklı ya da güzel denilebilecek bir karakter yok.ama bir kadın gözüyle şunu diyebilirim ki tokyo’nun vücudu göz ardı edilemez. genel olarak bakıldığında dizide aşık olunabilecek karakterler ve onların düşünceleri var.

siddhartha

1946 yılında nobel edebiyat ödülü alan bu kitabın yazarı hermann hesse’dir.yazar, siddartha’nın bilgelik uğruna hayatını nasıl geçirdiğini, nelere katlandığını fevkalade bir akıcılıkla anlatırken kendimi ırmağın yüzeyinde hareketsiz yatmış gibi ama capcanlı hissettim.o ırmak siddharta’ydı.kulaklarım suya tamamen gömülmüş halde can kulağıyla dinledim.kitabın sonlarına doğru uzun zaman sonra karşılaştığı arkadaşına ettiği bilgelik dolu sözler benim tekrar tekrar okuduğum ve sıcağı sıcağına beni bu zamana kadar pek yapmadığım felsefeye,üzerine düşünmeye iten bir kıvılcımdı adeta.

kendine, hayalini kurduğun gelecek “sen”e vereceğin değeri şimdi ver.çünkü sen gelecekte olabileceğini hayal ettiğin “sen”sin zaten şu anda.

erdal bakkal

ismail:şimbilli erdal pis şimbilli.erdal abi allahtan tek dileğim o ağzın çeksin konuşama.o bıyıkların ağzını örtsün de konuşama.
koro: aaamiiiin.

aşkı memnu

bihter’in annesinden nefret etme sebebi annesinin ihaneti nedeniyle babasının kalp krizi geçirip ölmesidir.ne acı ki bazen acımasızca yerdiğimiz şeyler bizim başımıza geliyor ve hayatımızı mahvediyor.tıpkı bihtere olduğu gibi.sera olayından sonra atölyeye kapanıp ağlarken acımıştım bihter’e.o an gerçekten de firdevs hanıma ne kadar benzediğini farkettiği andı.

lie to me

mikro ifadeler uzmanı karizmatik abimiz, danışan herkese hizmet veren bir şirkete sahip.bu danışanlar bazen bakanlıklar bazen cıa bazen de zenginler ve iş adamları oluyor.

insanların sadece yüzüne bakarak ve doğru soruları sorarak onların doğru söyleyip söylemediğini çözmenin mümkün olduğunu görüyoruz bu heyecan dolu dizide.peki bu mikro ifadeler nedir?

mikro ifadeler yüzümüzde 40-500ms arasında görülen ifadelerdir.çok kısa bir sürede yüzümüzde belirip kaybolurlar.7 ana mikro ifademiz vardır.bunlar:mutluluk,üzüntü,tiksinme,öfke,küçümseme,korku ve şaşkınlık.bu ifadeler evrenseldir.yani ırk,din,dil,uyruk,zenginlik,fakirlik,cahillik,bilgelik gözetmeksizin her insanın aynı şekillerde vereceği tepkilerdir.bu ifadeleri yakalayabilmek için eğitim almak gerekiyor ki bu işin babası paul ekman 6 ay içerisinde bu ifadeleri yakalayabileceğimizi söylüyor.

aşkı memnu

“sen benim oğlumdun” repliğinin üzerine tetiği çeken bih-ter.

leyla ile mecnun

(bkz:şövalye yemini)yeminim var, yeminim var.senden başka sevemem yar.adını yazdım dağlara.bizi bekler yarınlar.iyi dersler arkadaşlar.sağol.

jack london

1876 yılında california’nın san fransisco şehrinde doğan jack london 40 yıl süren kısa ve mücadele dolu yaşamına 1906 yılında veda etti.40 yıl deyince aklınıza intihar gelmesin.hastalığı nedeniyle vefat etti.

ait olduğu sosyal sınıf ve fakirlik nedeniyle tahsiline devam edememiş.yazarlığa bu nedenle büyük zorluklarla başlamış.birçok farklı işte çalışmış ama çoğunlukla adresi gemiler olmuştur.

yarı otobiyografik bir eser olan martin eden ile ben jack london’a resmen aşık olmuştum.ayrıca çevirmen levent cinemre’nin koyduğu notlar sayesinde -çevirmenin başarısı yadsınamaz- martin ile jack london’ın ortak ve farklı yönlerini görmüş, jack london’ın yaşadıklarını,esin kaynaklarını, bu kaynaklar ile ilgili tatmin edici bilgileri mutlulukla okumuştum.

ayrıca distopyası demir ökçe’yi tavsiye ederim.

bin muhteşem güneş

insan sabahın 4’ünde bazen heyecandan debelenerek bazen ağlayarak bazen kızarak kitabı bitirir mi?bitirir.
Henüz hiç başlık açmamış.
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 9

la casa de papel

mükemmel bir şekilde giderken ortaya çıkan aşk üçgenleri ve saçma aksiyon sahneleri ile türk filmi tadı vermeye başlayan dizinin nereye varacağını merak ediyorum.ilk iki sezonda nehir misali akan senaryonun gücünü ve yaratıcılığını soluksuz bir şekilde izlerken iliklerime kadar hissetmiştim.profesöre değil de senariste aşık olmuştum resmen.başta berlin bana itici gelirken şimdi tokyo’nun vurdumduymazlığına dayanamıyorum. dizide çok yakışıklı ya da güzel denilebilecek bir karakter yok.ama bir kadın gözüyle şunu diyebilirim ki tokyo’nun vücudu göz ardı edilemez. genel olarak bakıldığında dizide aşık olunabilecek karakterler ve onların düşünceleri var.

siddhartha

1946 yılında nobel edebiyat ödülü alan bu kitabın yazarı hermann hesse’dir.yazar, siddartha’nın bilgelik uğruna hayatını nasıl geçirdiğini, nelere katlandığını fevkalade bir akıcılıkla anlatırken kendimi ırmağın yüzeyinde hareketsiz yatmış gibi ama capcanlı hissettim.o ırmak siddharta’ydı.kulaklarım suya tamamen gömülmüş halde can kulağıyla dinledim.kitabın sonlarına doğru uzun zaman sonra karşılaştığı arkadaşına ettiği bilgelik dolu sözler benim tekrar tekrar okuduğum ve sıcağı sıcağına beni bu zamana kadar pek yapmadığım felsefeye,üzerine düşünmeye iten bir kıvılcımdı adeta.

kendine, hayalini kurduğun gelecek “sen”e vereceğin değeri şimdi ver.çünkü sen gelecekte olabileceğini hayal ettiğin “sen”sin zaten şu anda.

erdal bakkal

ismail:şimbilli erdal pis şimbilli.erdal abi allahtan tek dileğim o ağzın çeksin konuşama.o bıyıkların ağzını örtsün de konuşama.
koro: aaamiiiin.

leyla ile mecnun

(bkz:şövalye yemini)yeminim var, yeminim var.senden başka sevemem yar.adını yazdım dağlara.bizi bekler yarınlar.iyi dersler arkadaşlar.sağol.

siddhartha

1946 yılında nobel edebiyat ödülü alan bu kitabın yazarı hermann hesse’dir.yazar, siddartha’nın bilgelik uğruna hayatını nasıl geçirdiğini, nelere katlandığını fevkalade bir akıcılıkla anlatırken kendimi ırmağın yüzeyinde hareketsiz yatmış gibi ama capcanlı hissettim.o ırmak siddharta’ydı.kulaklarım suya tamamen gömülmüş halde can kulağıyla dinledim.kitabın sonlarına doğru uzun zaman sonra karşılaştığı arkadaşına ettiği bilgelik dolu sözler benim tekrar tekrar okuduğum ve sıcağı sıcağına beni bu zamana kadar pek yapmadığım felsefeye,üzerine düşünmeye iten bir kıvılcımdı adeta.

kendine, hayalini kurduğun gelecek “sen”e vereceğin değeri şimdi ver.çünkü sen gelecekte olabileceğini hayal ettiğin “sen”sin zaten şu anda.

la casa de papel

mükemmel bir şekilde giderken ortaya çıkan aşk üçgenleri ve saçma aksiyon sahneleri ile türk filmi tadı vermeye başlayan dizinin nereye varacağını merak ediyorum.ilk iki sezonda nehir misali akan senaryonun gücünü ve yaratıcılığını soluksuz bir şekilde izlerken iliklerime kadar hissetmiştim.profesöre değil de senariste aşık olmuştum resmen.başta berlin bana itici gelirken şimdi tokyo’nun vurdumduymazlığına dayanamıyorum. dizide çok yakışıklı ya da güzel denilebilecek bir karakter yok.ama bir kadın gözüyle şunu diyebilirim ki tokyo’nun vücudu göz ardı edilemez. genel olarak bakıldığında dizide aşık olunabilecek karakterler ve onların düşünceleri var.
Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.